fikriyet
  Anasayfa | Resimler | Videolar | Yazar Ol | Yazar Girişi | Gönder | Facebook'ta Paylaş | adresi kaydet  Adresi Kaydet | Arama | RSS RSS

KATEGORİLER

  | kapat

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Hükümet ve devlet farkı

Kategori  Kategori: Güncel Yorumlar  Yorum Sayısı : 2 Tarih  Tarih : 21-Aralık-2009, 15:22   : 6192
Cansu Deniz
Yazar: Cansu Deniz
Hükümet ve devlet farkı

Açılımla ilgili AKP lilerin "Devlet" projesi lafını duyduğumdan beri hep aklıma takılmıştı devlet ve hükümet farkı. Habertürk'te Yiğit Bulut bu konuda bir yazı kaleme aldı.

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Açılımla ilgili AKP lilerin “Devlet projesi” lafını duyduğumdan beri hep aklıma takılmıştı. “Devlet” ve “Hükümet” farkı.

Devlet bir bedense iktidar o bedene giren bir “Ruh” gibidir. Bugün olduğu gibi o bedene bazen kötü ruhlar hakim olabiliyor. Veya bedenin kontrolü “nefis” denen kötülük emredicinin eline geçebiliyor. Sinsi “nefis” in planları ve uygulamaları şeytan gibi açıktan da olmuyor.

 

Sıradan vatandaşlar hükümetle devleti karıştırdığı gibi, koca koca siyasetçiler ve yazarlar da hükümet ve devlet farkını ayırt edemiyorlardı.

Bu dersi en iyi verecek kişinin yazılarını zevkle okuduğumuz Doç.Dr.Nuran Yıldız olduğunu düşünürken ve bu konuda bir şey söylemesini ümitle beklerken, benzer bir düşünce Habertürk’te Yiğit Bulut tarafından kaleme alındı.

 

Doç.Dr.Nuran Yıldız Hocamız devlet ve hükümet farkını anlatıncaya kadar, Yiğit Bulut’un yazısı ile idare edeceğiz.

 

AKP liler aşağıdaki yazıyı iyi okusunlar ve “Devlet” olmadıklarını, gelip geçici bir siyasetçi olduklarını hatırlasınlar.

 

İşte Habertürk’ten Yiğit Bulut’un o yazısının bir kısmı:

 

“TÜRKİYE'deki bağımsız olması gereken "erkleri" oluşturanların, siyasi otorite etkisinde kalma sürecini izlerken aklıma bazı sorular geliyor...

Tam bunları düşünürken de, Başbakan'ın bir konuşması, düşünce dünyamda gelip bu tablonun yanına oturuyor...

Ne diyor Başbakan? Kulak verelim: "Türkiye'de başı açık olanların, istedikleri gibi yaşamak isteyenlerin de garantisi biziz, onların da garantisi iktidarımız..."

Dedim ya "bağımsız olması gereken erkler" birbirine karışınca ortaya "siyasi otoritenin, Anayasal hakların garantisi olması" gibi tuhaf bir durum ortaya çıkıyor. Bu noktada aklıma bir soru daha geliyor: Ülkeyi o gün için yöneten siyasi otorite ile "dünya görüşü" uymayanların garantisi kim?

Sevgili dostlar, basit cümlelerle yazsam bile anlatmaya çalıştığım "kavramlar" çok ama çok önemli... Hatta "hayati"! Bu kavramların "olmaması" ise "korkunç"! Anayasal haklarınızın garantisi "biziz" diyen bir siyasi otorite ve ondan ayrı durması gerekirken ona karışıp "harmanlanan" devleti oluşturan diğer "erkler".

Peki "Anayasal güvencemizi" kendi bünyelerinde görenlerin "var olma güvencesi" neye bağlı? Daha açıkçası; adama sormazlar mı, sen kimsin de bana "garanti" oluyorsun? Yarın yargı, seni kapatırsa veya seçimi kaybedersen; senin gibi düşünmeyenlerin garantisi olma iddian gereği, garantileri "sona mı ermiş" olacak...

Olmaz! Siyasi otoriteler, yani gücünü "siyasi bir dinamik içinde seçilmiş" olmaktan alanlar ile devlet "birbirine karışamaz". Siyasiler geçer, devlet devamlıdır...

Sevgili dostlar, fizikte çok sevdiğim bir cümle vardır: "Sürtünme ile enerji kaybeden bütün sistemler sönümlüdür." Bunun siyasi ve sosyolojik tercümesi; bütün iktidarlar geçicidir...

Buradan yola çıkarak, "ömrü sınırlı" olması gereken bir iktidarın, Türkiye Cumhuriyeti ayakta kaldığı sürece "sınırsız" olarak verilmesi gereken bir "kefaleti" nasıl üstlendiğini de ayrıca tartışalım!

Sonuç 1: Bütün iktidarlar geçicidir... Hükümetler gider, Türkiye Cumhuriyeti yerinde kalır... Su akar, dere yatağını aşındırır ama dere yerinde durur...

Sonuç 2: Hiçbir iktidar, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti"nin rolünü üstlenip vatandaşlarına "teminat" olamaz.

Sonuç 3: Vatandaşların her konuda "teminatı", devletin Anayasal düzeni ve Anayasa'nın vatandaşa verdiği haklardır.

Sonuç 4: Başı açıkların teminatı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasal düzen ve cumhuriyeti meydana getiren bütün dinamiklerin bileşkesidir.

Sonuç 5: Bir vatandaş olarak "teminatım" iktidarlara kalmışsa, vay benim, vay sizlerin, vay hepimizin haline...

Son söz: Ne kadar oy almış olursa olsun, "iktidar olanlar" siyasi partilerdir ve her "oluşumun" ve "bütün siyasi dinamiklerin" ömrü sınırlıdır. Türkiye Cumhuriyeti ise "ilelebet" ayakta kalacaktır. Benim güvencem "iktidarlar" değil Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'dır...”

 

KAYNAK: http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=11473

 

 
 
 
Facebook'ta Paylaş
 
 
Yorum Yaz
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Arkadaşlarına Gönder | Yorum Yaz Yorum Yaz | Facebook'ta Paylaş |

Bu habere toplam 2 yorum yazılmıştır.

devlet dersi [ 28-Aralık-2009, 20:13 ]
odatv yorumcusundan devlet dersi:
"Misafir - husnu1940
Sayın Akif BEKİ; Radikal Gazetesi Yazarı İstanbul 24 Aralık 2009 Sayın BEKİ; 24 Aralık 2009 tarihli ve Genelkurmaya itirazlarım. başlığını taşıyan yazınızı okudum. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçın oturduğu sokakta gezinen şüpheli araçlarda iki subayın gözaltına alınması üzerine, Kulağı delik arkadaşınızın verdiği bilgilere dayanarak, kendi aklınızca müthiş bir komplo teorisi üretmişsiniz. Bu davranışınızı yadırgamadım. Zîra; sizin nazarınızda Hükümet demek, Devlet demektir. Konuyu biraz açayım: DEVLET, bir kavramdır, bizatihi vücudu yoktur. Devletin, kurumları, kuruluşları, organları vardır. Devletin ilmi tarifi de; BİR HÜKÜMET İDARESİNDEKİ SİYASÎ TOPLULUK şeklindedir. Hükümet, bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. Hükümetlerin görevi, Devleti, ana kaidelere ve ana belgelere göre işletmektir. TBMM, bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. TBMMnin görevi, yasama ve denetleme işlevini yerine getirmektir. YARGI, bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. Yargının görevi, adâleti sağlamaktır. ORDU, bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. Ordunun görevi, iç ve dış düşmanlara karşı ülkeyi korumaktır. Emniyet Teşkilâtı bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. Emniyet teşkilâtının görevi, asayişi sağlamaktır. Hükümetler, devleti bir ahenk içersinde yönetmesini başarırlarsa; devletin kurumları, kuruluşları ve organları da görevlerini, eksiksiz bir şekilde yerine getirirler. Şayet Hükümetler, kendilerini DEVLET ZANNEDEREK, keyfî, tutarsız ve bizden olanlar ve bizden olmayanlar ayırımına göre devleti işletmeye çalışırlarsa; kurum, kurul, kuram ve kavram kargaşası meydana gelir ve devletin çarkı bozulur. Yazınıza konu ettiğiniz hususlara bakacak olursak; devletin iki önemli kurumu olan ordu ile emniyet teşkilâtını karşı karşıya getirmek; hükümetle ordunun zıtlaşmalarını sağlamak isteyen bir gayretin olduğunu görürüz. Bu da, kurumlar arasındaki ahengin bozulduğunun kanıtıdır. Açık olalım: Ordu, siyasî baskının ve siyasî yapılanmanın etki alanı dışındadır. Tayin ve terfilerde, kendi düzenine göre işlem yapılmaktadır ve kadrolar oluşturulmaktadır. Yani; Ordu, bütünlüğünü, önemli ölçüde koruyan bir kurumdur. Emniyet Teşkilâtı ise; siyasî baskıya ve siyasî yapılanmaya maruzdur. Bizden olanlar ve bizden olmayanlar ayırımcılığı, Emniyet Teşkilâtı içersinde yaygındır. Bunun varlığı da, zaman, zaman medyaya yansıyan huzursuzluklardan bellidir. Ahengini ve huzurunu, kısmen dahî olsa kaybeden bir kurumda, iktidar yanlısı ve iktidar karşıtı gruplaşmaların olacağı pek tabiidir. Bu sebeple; Hükümetle, Orduyu karşı karşıya getirmeye matuf hareketlerin, komplo ve oluşumların meydana getirilmesi, emniyet teşkilâtı içindeki gruplar için daha kolaydır. Şimdi; Bülent Arınça suikast iddialarına ait varsayıma bu gözle bakacak olursak: Kurumlar arasında ahenk olsaydı; itham edilen iki subayla, polis karşılaştığı zaman, polisle asker, karşı karşıya gelmez ve tutuklamaya varacak bir durum olmazdı. Dikkat ediniz: Hazırlık soruşturmalarının gizli olması gerekirken; bu olay, anında medyaya yansımış ve Türk Silâhlı Kuvvetlerini hedef alan yayınlar ve yorumlar, ortalığı toza-dumana katmıştır. Başta Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere; bazı AKPli milletvekilleri, henüz daha mahiyeti ve hedefi bilinmeyen veya açığa çıkarılmayan bu olaya balıklama atlayarak, basına ve televizyonlara yaptıkları açıklamaları ile, açık veya kapalı bir şekilde askerleri suçlar mahiyette sözler söylemişlerdir. Devlet Bakanı Bülent Arınç, Ankara Emniyet Müdürünün verdiği bilgilere dayanarak, bir takım açıklamalar yapmıştır. Ki; bu açıklamalar, soruşturmanın gizliliğine aykırıdır. Bu hususta maalesef Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da yanıltılmıştır. Derin Kulak size de ulaştığına göre; işin içinde, bir iş var demektir. Yani, olaya siz de balıklama dalmışsınız. Sayın BEKİ; Bulunduğumuz coğrafya zor ve netamelidir ve Türkiye, iç ve dış odakların husumetlerine maruz kalan bir ülkedir. Kimin, neyi, niçin yaptığı da, kamuoyunca iyi bilinmemektedir. Maalesef ülke de, iyi idare edilmemektedir. Siyasî iktidar, kabullenmeseniz de; DEVLETİ, bir PARTİ DEVLETİ haline getirme gayretine girmiştir. Bir ülkenin halkını, bir siyasî görüşün etrafında ve bir siyasî partinin çatısı altında toplamak mümkün değildir. Siyasî iktidarların görevleri; toplumdaki zıt mizaçları, bir mefkûre etrafında birleştirerek; sulh, sükûn, huzur ve güven ortamı içerisinde topyekûn kalkınmaya götürmektir. Medyanın ve medya mensuplarının görevleri de; siyasî taraflılığı bırakarak; olayları, hislerden âzâde, aklın, mantığın ve ilmin tahtında inceleyerek, irdeleyerek, doğru biçimde halkı aydınlatmak ve ülkeyi idare edenleri denetlemektir. Kısacası; Her kurum ve kuruluş ve de her fert; ana kaidelere ve ana belgelere göre işleyen bir devlet ve işleyen bir rejim aramak ve rejime ve devlete sahiplilik bilgi ve şuuru taşımak zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde; huzursuzluk, kaos, anarşi ve terör kaçınılmazdır. Unutmayınız: Basın, bugünkü ifadesiyle medya; gerçek bir demokrasinin hem varoluş sebebi ve hem de teminatıdır. Basın mensupları, olayları siyasî eğilimlerine göre yorumlarlar ve sempati veya antipati ölçülerine göre kamuoyu oluşturmaya çalışırlarsa; hem kendilerine, hem ülkeye, hem de millete zarar vermiş olurlar. Tutarsız, hissî ve taraflı yazı yazan ve yorum yapanlar, taraf oldukları siyasî iktidarları da zora sokmuş olurlar. Ve şu gerçeği de, hiç aklınızdan çıkarmayınız: Yüce Türk milleti, DEMOKRASİDEN DE vazgeçmez; bir siyasî gaye uğruna KURUMLARINI DA fedâ etmez ve de, DEVLETİN İYİ İŞLETİLMESİNİ ister! Saygılarımla. Ecz. Hüsnü Akıncı"
yumoş [ 21-Aralık-2009, 18:28 ]
Hükümetin devleti aşındırdığını itiraf etmiş Yiğit Bulut.
"Sonuç 1: Bütün iktidarlar geçicidir... Hükümetler gider, Türkiye Cumhuriyeti yerinde kalır... Su akar, dere yatağını aşındırır ama dere yerinde durur..."

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Güncel

En Çok Okunan Haberler

İletişim | Yazar Girişi | Kullanım Şartları ve Gizlilik | Sitene Ekle |