fikriyet
  Anasayfa | Resimler | Videolar | Yazar Ol | Yazar Girişi | Gönder | Facebook'ta Paylaş | adresi kaydet  Adresi Kaydet | Arama | RSS RSS

KATEGORİLER

  | kapat

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Siz her şeyi bilemezsiniz

Kategori  Kategori: Güncel Yorumlar  Yorum Sayısı : 2 Tarih  Tarih : 07-Nisan-2010, 17:35   : 3626
Halil Filiz
Yazar: Halil Filiz
Siz her şeyi bilemezsiniz

Aynı cümle birkaç kez tekrarlandı: "benden daha bilgili kimse var mı?"

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Çok sevdiğim ve kendisinden çok şey öğrendiğim arkadaşımın töreni için dışarıda bekliyordum. Avluya kadar gelen ses bir anda dikkatimi çekti.

“Musa (a.s): ‘benden daha bilgili kimse var mı’ diye sordu”

Aynı cümle birkaç kez tekrarlandı:

“benden daha bilgili kimse var mı”

Bu soru beni meraklandırdı.

Bu sorunun cevabını mutlaka öğrenmeliydim.

 

Hayatım boyunca dinden uzak yaşayıp camiye girmesem de, bu sorunun cevabı için içeri girip öğrenecektim. Caminin içine doğru yürürken, vefat eden arkadaşımı düşündüm. İçimden;

“Hayatta olmasan da, bana yeni bir şey daha öğretmek için hala çalışıyorsun” dedim.

 

Caminin içine girip bir köşeye oturacaktım. Adına “minber” dedikleri ve imamın hutbe okumak için çıktığı merdivenli yeri görünce aklıma Nasrettin Hocaefendi’nin o meşhur fıkrası geldi.

 

Hocaefendi camide hutbe okurken yanlış yaptığında düzeltmesi için minberden bir ip sarkıtmış ve minberin dibinde bekleyen birine vermiş;

“Ben yanlış okuduğumda ipi çekersin” demiş.

Hocaefendi hutbeye başlamış. “Elhamdülilleh” demiş. İp çekilmiş.

Hocaefendi yanlış olduğunu düşünüp “Elhamdülüllah” diye düzeltmiş. İp yine çekilmiş.

Hocaefendi bu defa “Elhamdülillah” demiş. İp tekrar çekilmiş.

Cemaat şaşkın şaşkın bakarken, Hocaefendi dayanamamış ve hutbeden şöyle seslenmiş:

“Muhterem cemaat, kusura bakmayın, ipin ucu bir p…’un eline geçti”

 

Demek ki Hocaefendi’nin ipinin ucu kimin elinde, cemaat iyi düşünmeli.

Hocaefendi ile birlikte cemaat yanlış yollara, yanlış işlere girmemeli.

Birileri elindeki iple Hocaefendiyle birlikte cemaati oynatmamalı..!

Arada iletişimi sağlayan  “ip” ve “ipin ucundaki” iyi araştırılmalı.

Tabi burada Hocaefendi’nin yaptıkları ve ipin ucunu başkasına vermesi de önemlidir.

 

Neyse, içeri girdim ve sorunun cevabını sonuna kadar dinledim.

Bu soruyu ve cevabını öğrendiğimde “iyi ki bu soruyu duydum ve iyi ki merakımı takip edip bu konuyu dinledim” diye içimde bir rahatlık hissettim. Yeni bir şey daha öğrenmiştim.

 

Cami çıkışına bırakmadan içerde hemen imamı yakaladım.

Anlattığı kıssanın Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi 60 ile 82.Ayeti-i Kerime arasında olduğunu söyledi. İmam gerçekten çok bilgili ve kültürlü biriydi. Bana kaynağı verdikten sonra enteresan uyarılarda da bulundu:

 

“Kur’an-ı Kerim’de ayet-i kerimelerin bilinmeyen, görünmeyen anlamları vardır. Salt meallerde ve tefsirlerde yazılanlar değildir. Tek bir nokta ve harf bile oldukça fazla ve derin anlamlar içerebilir. Kur’an-ı Kerim’in bu nedenle kendisini okumak daha önemlidir. Meal veya tefsir anlamak için okunsa da kendisinin yerini tutmaz. Meal ve tefsir ikinci planda olmalı ve Kur’an-ı Kerim’in kendisinin okunmasını engellememeli. Kur’an-ı Kerim hikaye veya masal kitabı da değildir.”

 

Hocanın bu ikazı bana Kur’an’dan ve Peygamber’den çok kendi hocalarının kitaplarını okuyan ve kendilerine yeni peygamberler icad eden kimseleri hatırlattı. Demek ki yaptıkları, dinin özünden uzak ve tehlikeli şeylerdi.

 

Meal, tefsir ve dini kaynaklar konusunda da oldukça enteresan bir şey söyledi. “İslama zarar vermek için ömrünü islamı öğrenmekle geçiren ve müslüman olarak bilinen İslam düşmanları vardır. Bunlar dini kendi istedikleri gibi yönlendirmeye çalışıyorlar. Bu nedenle dini kaynakları ve müslüman alimleri iyi analiz etmeli.”

 

Sonra bana Elmalı Tefsiri isimli eserin bu konu ile ilgili cildini verdi ve “reforumcu”, “vehhabi” kişilerin de eserleri olduğundan bahsederek, bunlardan uzak durmamı tavsiye etti.

(Eski bir yahudinin yazdığı ve TMSF başkanı Ahmet Ertürk’ün tercüme ettiği tefsir ile ilgili geçenlerde okuduğum bir haber aklıma geldi.)

 

İmamın verdiği eserden ve birkaç kaynaktan Musa (a.s) ile ilgili konuyu araştırıp aşağıya yazdım.

 

Peygamberlerden Musa(a.s) bir gün;

"Ya Rabbi! Kullarından benden daha bilgilisi var mı” diye sormuş.

Aldığı cevap üzerine bu kişiyi bulmak üzere yola koyulmuş.

Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi 60. Ayet-i Kerime’den 82.Ayeti-i Kerime’ye kadar olan bölümde bu konu anlatılmaktadır.

 

Musa(a.s) bu sorudan önce birkaç soru daha soruyor:

"Ya Rabb! Kullarının sana en sevgilisi hangisidir?" demiş.

Buyurulmuş ki: "Beni zikreden ve unutmayan."

Ey (Rabb!) en hakim kulun hangisi?" demiş.

Buyurulmuş ki: "Hak ile hükmeden ve arzularına uymayan kimsedir."

"En bilgili kulun kimdir?" demiş.

Buyurulmuş ki; "Belki bir kelimeye rast gelirim de bir doğru yolu gösterir veya bir felaketten kurtarır diye insanların ilmini araştırmakla kendi ilmine ekleyen kimsedir."

Bunun üzerine Musa (a.s) demiş ki: "Ya Rabbi! Kullarından benden daha bilgilisi varsa bana göster".

"Var" buyurulmuş.

"O halde onu nerede arayayım" demiş.

"Her iki denizin birleştiği yerde, kayanın yanında balığı kaybedeceğin yerde..." diye tarif edilmiştir.

 

İşte Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi 60. Ayet-i Kerime’den 82.Ayeti-i Kerime’ye kadar, Musa (a.s)’ın kendisinden daha bilgili olan kimse ile karşılaşması anlatılmaktadır.

 

60- Ey Muhammed! Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim, yahut senelerce gideceğim."

 

61- Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde yolunu bulup kaybolmuştu.

 

62- İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman, Musa genç arkadaşına: "Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzda epey yorulduk" dedi.

 

63- Adam: "Gördün mü! dedi. Kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı, muhakkak şeytan bana unutturdu. O denizde garip bir yol tutup gitmişti."

 

64- Musa da demişti ki: "İşte aradığımız o idi." Bunun üzerine izlerine dönüp gerisin geri gittiler.

 

65- Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

 

(Bazıları bu zatın kim olduğu hakkında ihtilaf etmişlerse de tefsir bilginlerinin çoğu Hızır olduğunu nakletmişler ve açıklamışlardır. Tasavvufçular, hadis bilginlerince sahih olarak kabul edilmeyen bazı haberlerle Hızır'ın hiç vefat etmediğini ve arasıra görüldüğünü söylemişlerdir.

 

Ledünnî ilim, kafa çalıştırmakla elde edilmeyip Allah tarafından, sırf Allah vergisi olan bir mukaddes kuvvetin tecellisidir.)

 

66- Musa ona: "Allah'ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi.

 

67- (Hızır) dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.

 

68- "İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?"

 

69- Musa: "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim" dedi.

 

70- (Hızır) dedi ki: "O halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!"

 

71- Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa, ona şöyle dedi: "Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın."

 

72- (Hızır:) "Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.

 

73- Musa dedi ki: "Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma."

 

74- Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: "Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın" dedi.

 

75- Hızır dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?"

 

76- (Musa) dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.

 

77- Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Musa: "İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın" dedi.

 

78- Hızır dedi ki: "İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."

 

79- "Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."

 

80- "Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."

 

( Yani oğlan göründüğü gibi masum (günahsız ve suçsuz) değildi. Büluğa ermiş, azmış bir kâfir idi ki, anasını babasını da küfür ve azgınlığının istilası altına almak üzere idi. Yahut henüz çocuk ise de öyle küfür ve azgınlığa kabiliyetliydi ki, sağ kalırsa ileride anasını babasını bile azıtacak, onları da küfre bürüyecekti. Halbuki o ana ve babanın imanlarındaki samimiyyeti Allah tarafından böyle bir kötülükten korunmaya layık ve onun çocuk iken ölmesi hepsi hakkında hayırlı idi.)

 

81- "İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin."

 

(Hem oğlanın yüzünden görecekleri kötülükten kurtulacaklar, hem de onun ölümüyle duyacakları acıya karşılık daha sevimli bir oğlana erişeceklerdir ki, o oğlan ölmeyince bu olmayacaktı. Rivayet edildiğine göre onun yerine Allah, bunlara bir kız vermiş ve bu kız bir peygamber annesi olmuş ve o peygamberin eliyle ümmetlerden bir ümmet, hidayete ermiştir.)

 

82- "Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar.

 

Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."

------------

 

Kıssa burada bitiyor.

 

Demek ki bir olayı değerlendirirken, bir işi yaparken, geçmişe ve geleceğe bakıp çok iyi değerlendirmeli. Çok iyi ölçüp biçmeli, iyi analiz etmeli.

Aslında bu kıssada bizim anlayabileceğimiz dersler bile oldukça fazla.

İmamın söylediği gibi bizim bilmediğimiz daha bir çok anlamları olabilir.

 

Yıllar önce ünlü bir istihbaratçıdan duymuştum.

Bir suikast veya terör olayı olduğunda öncesine ve sonrasına bakacaksın.

Bu suikast veya terör olayı ile verilmek istenen mesaj ne? Ne yaptırılmak isteniyor?Bu suikast veya terör olayından sonra ilerde meydana gelecek olaylar ve gelişmeler faillerin amaçlarını ve kendilerini ortaya çıkarır. Suikast veya terör olayı ile alınan sonuçlara bakıp failleri görebilirsiniz.

Eğer suikast veya terör olayından sonra bir değişiklik yoksa, önceki bazı olayların hesabı görülmüş demektir. Yine öncesine bakarak failleri görebilirsiniz.

 

Şimdi Türkiye’de bazıları kendilerince iyi yaptıklarını zannedip, ülkenin bekasına zarar verecek işlere girişiyorlar. Güya ordu içinde yanlış yapanları temizliyorlarmış…! Allah’ın her günü televizyonlarında, gazetelerinde orduya saldırıp, küçük düşürüp, hakaret ederek yapmaya çalıştıkları şey güya “temizlik” imiş.

 

Yaptıkları işin ülkenin bekasına zarar verdiğini görmeleri için “ilmi ledünni” sahibi olmalarına gerek yok.

Ahmak olmasınlar, yeter..!

 

Bu yazıyı bitirdikten sonra baştan aşağı şöyle bir okudum ve kendi kendime şöyle dedim:

“Ey Allahım! Senden hep uzak kalmaya çalışan, senden kaçan birine, böyle bir yazıyı niye yazdırdın? Böyle imam vaazı gibi yazıyı neden bana yazdırdın? O kadar müslüman ve dindar gözüken yazarlar dururken niye beni seçtin”

 

Sonra düşündüm ki Türkiye’de dini siyasete ve ticarete alet eden din istismarcıları, dinden ve Allah’dan o kadar uzaklaşmışlar ki, artık iş bize kaldı..!


Facebook'ta Paylaş
 
Yukarıda anlatılan Kehf Suresi 60. Ayet-i Kerime’den 82.Ayeti-i Kerime’ye kadar olan bölümü aşağıdaki videodan dinleyebilirsiniz.
 

 
 
 
 
Facebook'ta Paylaş
 
 
Yorum Yaz
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Arkadaşlarına Gönder | Yorum Yaz Yorum Yaz | Facebook'ta Paylaş |

Bu habere toplam 2 yorum yazılmıştır.

ömer [ 16-Nisan-2010, 14:12 ]
dilinize yüreğinize bilginize sağlık. allah herkesi bu gafletten uyandırır.
selahattin yıldız [ 11-Nisan-2010, 12:59 ]
bu yazıyı allahın size yazdırdıgına inanıyorsanız, bundan önce yazmadıklarınızın size kim tarafından yazdırılmadıgına inanıyorsunuz. ben inanıyorum ki bu ülkedeki onarılmış o duvarın yıkılma vakti gelmiştir. her şeyi herkes bilmez ama bilen birilerinin olması sevindirici. biraz sabrederseniz degişimi sizde farkedersiniz. sizde hızıra soru sormuşsunuz, bence susarak yola devam edin. din istismarcıları ile samimi olanları aynı kefeye koymanız beni incitti isterimki sizide incitsin.

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Güncel

En Çok Okunan Haberler

İletişim | Yazar Girişi | Kullanım Şartları ve Gizlilik | Sitene Ekle |