Ertuğrul Özkök albayı intihar ettirenlere çok ağır yazdı

Açıklama: Kurmay Albay Berk Erden'in ailesi ile ilgili internet sitelerine resim ve video sızdırarak intiharına sebep olanlar hakkında Ertuğrul Özkök hiç görülmemiş sertlikte ve ağır bir yazı kaleme aldı.
Kategori: Güncel
Eklenme Tarihi: 11-Şubat-2010
Geçerli Tarih: 07-Mart-2021, 09:44
Site: www.fikriyet.com
URL: Bu konuya http://www.fikriyet.com/anasayfa/haber_detay.asp?haberID=575 adresinden bakabilirsiniz


Kurmay Albay Berk Erden’in ailesi ile ilgili internet sitelerine resim ve video sızdırarak intiharına sebep olanlar hakkında Ertuğrul Özkök hiç görülmemiş sertlikte ve ağır bir yazı kaleme aldı.

Bu konularda pek sesi çıkmayan Ertuğrul Özkök’ün bu yazısı oldukça farklı ve "artık yeter..!" diyen bir isyan gibiydi.

 

İşte Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet Gazetesi’nde çıkan o yazısının bir kısmı:

-------

“Postmodern faili meçhuller

Milliyet’in dünkü manşetindeki haberi, tüylerim ürpererek okudum.

Hüzünle, ıstırapla okudum.

Tiksinerek okudum.

Düşünün “birileri”, “alçak birileri”, bir deniz albayını takip ediyor.

Büyük bir ihtimalle telefonlarını dinliyor.

Sadece onu değil, eşini de dinliyor.

Sadece dinlemiyor, takip ediyor.

Fotoğraflıyor.

Sonra dünyanın en alçakça pususunu kuruyor.

Albayın eşinin, bir evden çıkarken gösteren fotoğrafı bir internet sitesine konuluyor.

Belli ki bunu yapan o “birilerinin” bir amacı var.

 

* * *

 

Hadi gelin hesaplaşalım.

Hangisi daha kötü, hangisi daha pespaye?

Bazı subayların “Bülent Arınç’ı takip ettikleri” iddiası mı?

Yoksa bazı “birilerinin”, ordunun bir subayını ve eşini gizlice takip edip fotoğraflamaları mı?

Hangisi daha kalleşçe bir pusu?

Hangisi daha “asimetrik” bir savaş?

Bülent Arınç’ı günlerce konuştuk.

Manşetlerden konuştuk, köşelerden konuştuk.

Meclis’te konuştuk, sokakta, televizyonlarda konuştuk.

Peki bu kalleş pusuyu da aynı ölçüde konuşacak mıyız?

Yoksa bunun demokrasi ile ilgisi yok deyip geçecek miyiz?

Ben diyorum ki var.

Asıl bunun demokrasi ile ilgisi var.

 

Pusu kurarak, çifte standart uygulayarak; “Kurunun yanında yaş da yanar” diyerek; eski mağduru, kayıtsız şartsız desteklerle bugünün zalimi haline getirerek;

“Tali mesele, asli mesele” gibi demode Marksist bahanelerle, işimize yaramayanı görmezden gelerek; kendi ideolojik istasyonumuza giden her trene sorgusuz sualsiz atlayarak; her yolu mubah görerek; yani böyle bir ikiyüzlülükle demokrasiye mi gidiyoruz?

 

Yoksa postmodern bir istibdada mı....

 

Ben diyorum ki;

Ordunun içinden “birileri”, eğer Bülent Arınç’ın veya başka bir siyasetçinin evini tarassut altına almışsa, bunun üzerine gidilmeli.

Ama başka “birileri” de, bir albayın veya başka birinin evini, özel hayatını tarassut altına almışsa, onun üzerine daha da gidilmeli.

 

* * *

 

Büyük bir üzüntü ile izliyorum.

21’inci yüzyıl şu haliyle Türkiye’ye ne yazık ki, “tarihi riyakârlıktan” başka hiçbir şeyi vaat etmiyor.

 

………….

 

Ama gerideki enkaza bir bakıyorsunuz ki, memleket bir “pusu vesayetinin” istibdadında inliyor.

Öyle bir istibdat ki, memleketin bir ucundan girip, ötekinden çıkıyor.

Asker artık ücra Güneydoğu karakollarında değil, evinde pusuya düşürülüyor.

Kim bunu yapıyor diye sormaya kalksan, sahipleneni yok.

 

* * *

 

Mavalı bırakalım; asker dediğin kurum, artık Patagonya’da bile darbe yapamaz.

Ama toplumlar bu yolla susturulur.

Böyle kalleş pusularla, göz hapisleriyle, böyle kalleş mayınlarla kurulur postmodern istibdat.

Bu artık hepimizin meselesidir.

Postmodern faili meçhul cinayetler artık budur.

Sormayacak mıyız bunun hesabını.

Sormayacaksak yuh olsun demokrasi lafını ağzından düşürmeyenlere.

Yuh olsun bizlere.

Topumuza yuh olsun.”

 

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13754521.asp?yazarid=10

 

(Haberi okumak için resme tıklayın)

eşref uğur yiğit