fikriyet
  Anasayfa | Resimler | Videolar | Yazar Ol | Yazar Girişi | Gönder | Facebook'ta Paylaş | adresi kaydet  Adresi Kaydet | Arama | RSS RSS

KATEGORİLER

  | kapat

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HABER ARA


Gelişmiş Arama

İlker Başbuğ'un devir teslim töreni veda konuşması

Kategori  Kategori: Güncel Yorumlar  Yorum Sayısı : 1 Tarih  Tarih : 29-Ağustos-2010, 23:32   : 3156
Fazıl Kara
Yazar: Fazıl Kara
İlker Başbuğ'un devir teslim töreni veda konuşması

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, görevini Orgeneral Işık Koşaner'e devretti. İlker Başbuğ veda töreninde çok etkileyici bir konuşma yaptı.

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, görevini Orgeneral Işık Koşaner'e devretti.

Konu ile ilgili habere geçmeden önce, görevi devralan Orgeneral Işık Koşaner’in, Orgeneral İlker Başbuğ ile ilgili sözlerine yer vermek istiyoruz:

 

       “Genelkurmay Başkanlığı görevini, kendilerini kurmay yüzbaşı rütbesinde iken tanıdığım Harp Akademilerinde öğrencisi olma fırsatını bulduğum, daha sonraki yıllarda yakınında veya emrinde çalıştığım Genelkurmay Başkanım Orgeneral Sayın İlker BAŞBUĞ’dan biraz sonra teslim alacağım.

 

      Sayın Komutanım,

 

      Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevde olduğunuz sürece, sizden sonra gelenlere daima bir örnek teşkil ettiniz. Derin bilgi birikiminiz ve değerlendirmeleriniz ile düşünce ufkumuzu genişlettiniz.

 

      İnandığını savunmanın, metanetin ve olaylar karşısında soğukkanlı olabilmenin en unutulmaz örneklerini verdiniz.

 

      Teröre karşı mücadelede belirlediğiniz prensiplerle uygulamalara yön verdiniz.

 

      Türk Silahlı Kuvvetlerine yaptığınız unutulmaz hizmetler ve bıraktığınız izler daima hatırlanacak ve şükranla anılacaktır.

 

      Size, Muhterem Hanımefendiye ve tüm aile bireylerinize, tüm sevdikleriniz ile birlikte yaşamınızın bundan sonraki döneminde sağlık, mutluluk ve huzur dolu yıllar diliyorum.”

 

Devir teslim töreni ile ilgili CNN’in haberi:

 

“Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı görevini Ankara'da Genelkurmay Karargahı'nda yapılan törenle, Orgeneral Işık Koşaner'e devretti. Başbuğ, törende yaptığı konuşmada terörle mücadele, Ergenekon ve TSK hakkındaki suçlamalara yanıt verdi. Başbuğ, veda konuşmasında gözyaşlarını tutamadı. 

 

Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Karargahı'nda düzenlenen devir teslim töreninde yaptığı konuşmada, Türk ordusuna ve devletine sadakat duygusuyla yaşadıklarını söyledi.

 

Bir Anadolu şehrinde, Afyonkarahisar'da başladığı kariyerine bugün son noktayı koyduğunu belirten Orgeneral İlker Başbuğ, bu durumun aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin liyakate dayalı yapısına da güzel bir örnek olduğunu bildirdi.

 

TSK'da görev yapan personelin ancak kendi çabası ve mesleğinde başarılarla ve Türk ordusuna, devletine bağlılıkla yükselebileceğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti: "TSK'nın sahip olduğu kurum kültüründe hiç kimse için hiçbir şekilde ayrımcılık yapılamaz. Yıllar önce askerlik andını içerek askerliğe ilk adımımı atmıştım.

 

Zamanla bu andın her kelimesinin ne kadar önemli olduğunu ve bir asker için anlamını daha iyi kavradım. Her kelimesi ayrı bir anlam taşıyan askerlik andındaki şu iki hususa dikkatinizi çekmek isterim; Millet ve cumhuriyete. Askerliğin namusunu, Türk Sancağı'nın şanını canından aziz bilmek. Askerler için hayattaki en önemli şey erdemdir. Erdem, insanın ruhsal olgunluğudur. Namus, sadakat, şeref, vefa, ahlak, karakter, fedakarlık ve cesaret, erdemle bütünleşir."

 

Orgeneral İlker Başbuğ, günümüzde ciddi şekilde ortaya çıkan bir diğer güvenlik sorununun siber savaş olduğuna dikkati çekti.

 

Siber savaş...

 

Bu nedenle devletler ve kurumlar tarafından siber savaşa karşı etkin mücadele yapılması zorunluluğunun da yeni ve önemli bir güvenlik ihtiyacı olarak ortaya çıktığını anlatan Başbuğ, şunları kaydetti:

 

"Dünya, gerçek anlamda 11 Eylül 2001'de Amerika Birleşik Devletlerinde İkiz Kuleler'e yapılan saldırıyla siber savaşın çağımızdaki ilk uygulamasına şahit olmuştur. Teknolojideki ve özellikle de bilişim teknolojisindeki gelişmeler, siber savaşı güçlendirici bir etki yapmıştır. Çünkü bilişim teknolojisinin kontrol edilemeyen bir hızla gelişmesi, derinleşmesi ve dünya çapında yayılması, beraberinde hukuk dışılığı, görünmezliği ve kötü niyetli gruplar arasında koordinasyon yeteneğinin artmasını ve bilginin kontrol edilebilirliğinin zayıflamasını da getirmiştir.

 

Son yıllarda ülkemiz ve özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri de benzer bir tehditle karşı karşıyadır. Bu yeni tehdidin en önemli özelliği, sanal ortamın denetlenememezliğinden neredeyse sonsuz manevra alanından azami ölçüde yararlanmasıdır.

 

Yeni tehdidin dikkat çeken diğer bir önemli tarafı da iletişim dünyası üzerindeki yoğun etkisidir. Bilişim teknolojisinin sağladığı olanaklarla bilgi ve haber hızla tüm dünyaya yayılabilmekte ve yaratılmak istenen algı kamuoyunda hızla oluşturulabilmektedir."

 

Sivil-asker ilişkileri

 

Milli güvenliğin içinde sivil-asker ilişkilerinin ayrı ve önemli bir yerinin bulunduğunu vurgulayan Orgeneral Başbuğ, her ülkede karar mekanizmalarının nasıl işleyeceğinin, asker ve sivil arasındaki yetki ve sorumlulukların nasıl paylaşılacağının o ülkenin anayasa ve yasalarında belirtildiği şekilde olduğunu ifade etti.

 

Orgeneral Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu hususta siyasal ve kurumsal kültür, güvenlik ortamı ve toplumsal algı da belirleyici özelliğe sahiptir. Bu ilişkide elbette sivil liderler güce ve otoriteye sahiptir. Ancak sivil otoritenin askeri konulara müdahalesinde tespit edilmiş katı prensiplerden ziyade sağduyulu davranışlar öne çıkmalıdır. Sivil-asker ilişkilerinde askerler için önemli bir diğer husus ise şudur: Çağdaş toplumlarda askerler sivil otoriteye profesyonel tavsiyelerini yaparlarken şu anlayışa sahiptirler: Yaptıkları tavsiyeler ve teklifler dinlenecek ve değer verilecektir..."

 

TSK'nın devlet içindeki yeri

 

Türk Silahlı Kuvvetlerinin, aynı zamanda devlet denilen yapı içinde elbette önemli bir yere ve sorumluluğa sahip olduğunu vurgulayan Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu: "Bazı çevrelerce bilinçli olarak çarpıtılarak ifade edildiği gibi bu konu herhangi bir ayrıcalık içermemektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, devlet düzeni içinde yasalarla kendisine verilmiş görevleri yerine getirmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, cumhuriyetin temel niteliklerinden birini oluşturan demokrasi rejimine bağlıdır ve saygılıdır. Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için de üzerine düşeni yapmaya özen göstermektedir.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri, normal bir çağdaş demokrasinin öngördüğü tüm değerleri içselleştirmiş bir kurum olarak görevini yapmaktadır. Hal böyleyken, bunu defalarca ifade etmemize rağmen geçmişte yaşananları sık sık gündeme getirmenin, toplumu huzursuz ve Türk Silahlı Kuvvetleri personelini rahatsız ettiğini ve toplumun tansiyonunun gereksiz yere yükseltildiğini düşünmekteyiz."

 

Tek tip askerlik

 

Başbuğ, "Mehmetçik bizim en büyük gücümüzdür" diyerek, Türk ordusunu emsalsiz kılanın, Mehmetçiğin cesareti, kahramanlığı ve fedakarlığı olduğunu söyledi.

 

Ancak bütün bunlara rağmen, iç güvenlik harekatında yürütülen bazı görevlerde devamlılık sağlanması için bazı birliklerin profesyonel hale getirilmesinin de bir zorunluluk olduğunu ifade eden Başbuğ, "bu kapsamda 2 yıl önce başladığımız Kara Kuvvetleri'ne ait 5 komando tugayı ile bir Jandarma Komando Tugayının muharip unsurlarının profesyonel hale getirilmesi projesini, söz verdiğimiz ve planladığımız şekilde tamamladık" diye konuştu.

 

İç güvenlik harekatının icrası esnasında zaman zaman bu zorlu mücadeleyle ilgili çeşitli iddiaların ortaya atıldığını belirten Başbuğ, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin veremeyeceği hiç bir hesap yoktur. Önemli olan 'Bu tip olaylarda ihmal var mıdır, suç unsuru var mıdır?' sorularına cevap aranmasıdır" dedi.

 

Böyle durumlarda mutlaka olayların adli ve idari yönleriyle soruşturulduğunu ifade eden Başbuğ, soruşturma neticelerinin de kamuoyu ile paylaşıldığını belirtti.

 

Soruşturması devam eden olaylara ilişkin açıklama yapılmasını beklemenin her şeyden önce hukuk sistemine saygısızlık olduğunu vurgulayan Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ayrıca, düşündürücü olan ülke güvenliğinden sorumlu ordusundan önce, art niyetli haberlere ve kişilere inanmayı tercih eden insanların Türkiye'de varoluşudur. Yapılan ve yapılabilecek hataların gündeme taşınmasından hiçbir zaman rahatsızlık duymayız. Bizi asıl rahatsız eden iç güvenlik harekatında mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetleri'nin art niyetli ve önyargıyla ve sadece kendilerince hatalı olduğu değerlendirilen uygulamaların ısrarla günlerce, aylarca medyada gündeme getirilmeye çalışılmasıdır."

 

Terörle mücadele

 

Orgeneral Başbuğ, özellikle Haziran-Temmuz 2010 tarihlerinde hepsi birer başarı örneği olan, terörle mücadelede ders konusu olabilecek Türk Silahlı Kuvvetlerinin Şırnak- Karaçalı, Silvan, Siirt-Doğanköy, Hakkari- Beyyurdu gibi bölgelerde bölücü terör örgütüne ağır darbelerin vurulduğu operasyonların, kamuoyuna bilgi verilmesine rağmen medyada yeterince yer almamasını anlamanın mümkün olmadığını söyledi.

 

Başbuğ, "O zaman bazen bu süreçte zaman zaman 'Medya, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yanın da mı, karşısında mı?" sorusunu aklımızdan geçirmek, bizim için gerçekten acı bir deneyim, kişisel ve kurumsal hafızalarımızda yer alan bir soru olarak karşımıza çıkıyor" diye konuştu.

 

Terör örgütünün, terörün sürdüğü bölgeleri tekrar 90'lı yıllardaki duruma döndürme, ülke sathında kardeş kavgası yaratma, yaşanılan olaylara uluslararası boyut kazandırma hedefine sahip olabileceğini ifade eden Başbuğ, "Ancak bölücü terörle mücadelede tek ses ve tek vücut olarak hareket edildiği, terörle mücadeleye siyaset üstü bir konu olarak bakıldığı takdirde, Türkiye Cumhuriyeti'nin kararlılığı ve gücü karşısında bölücü terör örgütünün bu amaçlarına ulaşması mümkün değildir" görüşünü dile getirdi.

 

Başbuğ, günümüzün en büyük risk ve tehdidini terör ve terörizmin oluşturduğunu ifade ederek, terörizmin, yüzyıllar süren çabalar ve fedakarlıkların birer ürünü olan yaşama hakkı dahil insan haklarını, ortak insani değerleri, demokrasiyi ve özgürlükleri tehdit ettiğini söyledi.

 

Terörizmin kaynağı, hedefi, amacı ne olursa olsun hiç bir şekilde meşruluğu olmayan insanlık dışı eylemlerin bütünü olduğunu kaydeden Başbuğ, terörizmin küreselleşmesinin ve sınır aşan niteliğinin, ülkelerin işbirliğini de zorunlu kıldığını ifade etti.

 

Bu gerçeğin altını çizmek, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekebilmek için "barış ve güvenlik ya her yerde ya da hiç bir yerdedir" hatırlatmasını çeşitli defalar yaptığını belirten Başbuğ, "Terör karşısında boyun eğemeyiz, mücadeleye kararlılıkla devam etmeliyiz. Demokrasi, haklar, özgürlükler ve sorumluluklar sistemidir. Demokrasinin sunduğu fırsat alanlarını kullananlar bireylerin en temel hakkı olan yaşama hakkını hedef alan terörizm faaliyetlerini hiçbir nedenle hoş göremez. Terör ve terörizm desteklenemez, görmezlikten gelinemez" diye konuştu.

 

"Terörün düşünme biçimi"

 

Kararlılıktaki en küçük bir zafiyetin terörle mücadelede büyük yara açacağını ifade eden Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye terör örgütüyle 30 yılı aşkın bir süredir mücadele etmektedir. Bu süre zarfında çok acı kayıplar yaşadık, bedeller ödedik. Ancak devletler ve milletler, gereken durumlarda bedel ödemeye de hazır olmalıdır. Terörizm gibi bir olguyu doğru analiz edebilmek için disiplinler arası bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Öncelikle terörü bir olgu olarak değerlendirip nasıl, nerede ve hangi koşullarda ortaya çıktığını anlamalıyız.

 

Terörün düşünme biçimini doğru analiz etmeliyiz. Yine anlaşılması gereken bir konu da terörle ve terörizmle mücadele ile terör örgütü ve teröristle mücadele kavramlarının arasındaki ilişki ve farklılıktır. Terörle mücadele, devletler tarafından ve topyekun şekilde esas itibarıyla güvenlik, ekonomik, sosyo-kültürel, propaganda, stratejik iletişim ve uluslararası alanda birbiriyle paralel ve koordineli olarak yürütülen faaliyetlerdir. Bu faaliyetler birbirini tamamlar. Ancak bazen bu faaliyetler arasındaki ilişki toplama işleminden çok çarpma işlemine de dönüşebilir."

 

"TSK başarılıdır"

 

Terörle mücadele devlete, teröristle mücadele ise güvenlik kuvvetlerine ait olduğunu belirten Başbuğ, şunları kaydetti: "TSK'nın 1984 yılından beri bölücü terör örgütüne yürüttüğü mücadelede hep şu ana prensiplerin içerisinde kalmıştır. Terörle mücadelenin ana hedefi terör örgütünün destekleyicilerinin başarı umutlarının yok edilerek, terörle bir yere varılamayacağını göstermektir. Bunun yapılabilmesi, terör örgütünün elimine edilmesi, etkisiz hale getirilmesiyle olur. Terörle mücadele yasalar çerçevesinde yürütülmelidir.

 

Terörle mücadele insan odaklı olarak yürütülmeli, mücadele insanların kalbine ve beynine hitap etmelidir. Terörle mücadelede bölge halkının desteğiyle güvenlik kuvvetlerinin yanında yer alması mutlaka sağlanmalıdır. Terörün olduğu bölgelerde, bölge halkının güvenliğinin sağlanması ise öncelikli bir görevdir. Terörist ile masum bölge halkı karıştırılmamalıdır. Terörist ile teröristlere yardım edenler, teşvik verenler ve onlara değişik nedenlerle sempati duyanlar iyi ayırt edilmeli, her birine karşı farklı davranış biçimleri geliştirilmelidir.

 

Terörle mücadelede topluma gerçekçi olmayan beklentiler verilmesinden kaçınılmalıdır. Terörle mücadele uzun soluklu bir süreçtir. Bu süreçte sabırlı, azimli ve itidalli davranılmalıdır. Toplumun terörle mücadeledeki kararlılığı, başlı başına bir etki faktörüdür. TSK bu sorumluluğunu 1984 yılından beri azimle, kararlılıkla ve başarıyla sürdürmektedir. TSK, terör örgütüyle mücadelede en başarılı ve en tecrübeli ordulardan biridir."

 

Başbuğ, 1994 yılında stratejik savunma safhasından daha ileri geçemeyeceğini anlayan terör örgütünün, terör eylemlerine devam ederken asıl mücadeleyi siyasal alanda yürütme kararını aldığını belirterek, "Terör örgütünü stratejik değişikliğe zorlayan temel neden, güvenlik güçlerini amansız mücadelesi sonucunda teröristlerin azim ve iradelerinin sarsılmasıdır" dedi.

 

"2004'ten itibaren terör tırmanışa geçti"

 

Başbuğ, 2004 yılından itibaren Türkiye'den PKK terör örgütünün eylemlerini tekrar bir tırmanışa geçtiğini gördüklerini belirterek, "Elbette 1999-2004 yılları arasındaki süreç, ilgililer ve yetkililer tarafından incelenecektir. Ancak bir gerçeğin de altını çizelim. Türkiye'de terör eylemlerinin azaldığı veya hiç olmadığı dönemler hep yanlış anlaşıldı. Sanki terör örgütü bitti, dağıldı zannedildi. Aslında terör örgütünü dağ kadrosu duruyordu" dedi.

 

Bölücü terör örgütünün ağır darbe aldığı 1999 sonrasındaki süreç, belki daha değerlendirilebilseydi o günkü şartlarda daha sağlıklı bazı tedbirlerin de alınabileceğini kaydeden Başbuğ, şu görüşleri dile getirdi: "Unutulmamalı ki eylemler sürerken alınan tedbirler, istenilen olumlu sonuçları pek ortaya çıkaramıyordu. Bütün bunlara rağmen şu soru hala geçerliliğini koruyor. '1999'da örgüt büyük bir darbe yemesine rağmen yine de tam olarak neden bitirilemedi' Haklı bir sual.

 

Bu sorunun cevabı şöyle olabilir; devlet olarak örgütün yaşaması, ayakta kalması için gerekli olan 3 şeyi yeterli seviyede önleyemedik. Bunlar, örgütün ihtiyaç duyduğu insan kaynağı, yani örgüte katılımlar, finans, yani para. Üçüncüsü ise kendisi için sınır ötesinde olabilecek güvenli bölgeler. Burası örgüt için Irak'ın kuzeyidir. O açıdan bölücü terör örgütünün elimine edilebilmesi için örgüte katılımların, finans ve para kaynağının kontrol altına alınması ve Irak'ın kuzeyindeki bölücü terör örgütünün varlığının, ki bu varlık örgüt için hayatidir, mutlaka etkisiz hale getirilmesi bize göre zorunludur."”

 

Hürriyet’in haberi:

 

“ Başbuğ, özetle şu mesajları verdi: “Mücadele, askerliğin en önemli karakteristik özelliğidir. Çabuk yılgınlığa düşenden iyi asker olmaz. Askerin başarı için zorlukları göğüslemesi kaçınılmaz. Bu bağlamda TSK’nın mayası çok güçlü, oturmuş bir kurumsal yapısı var. Türk askerinin mizacında, umutsuzluğa asla ve asla yer yok.

 

Bedel ödenir

 

Terör karşısında boyun eğemeyiz, mücadelemize karalılıkla devam etmeliyiz. Terör ve terörizm, hoş görülemez, görmezden gelinemez. 30 yıllık sürede çok acı kayıplar yaşadık. Ancak devletler ve milletler, gereken durumlarda bedel ödemeye de hazır olmalı. 1999’da darbe yemesine rağmen örgüt neden bitirilemedi; haklı bir soru. Devlet olarak örgütün bitirilmesi için gerekli üç şeyi önleyemedik. Örgütün ihiyaç duyuduğu insan kaynağı, yani katılımlar, finans yani para ve üçüncüsü ise kendisi için sınır ötesinde güvenli bölgeler.

 

İç güvenlik harekatının zaman zaman bu zorlu mücadele ile ilgili çeşitli iddialar ortaya atıldı. TSK’nın veremeyeceği hiçbir hesap yok. Önemli olan bu tip olaylarda ‘ihmal, suç unsuru var mı’ sorularına cevap aranması. Düşündürücü olan ülke güvenliğinden sorumlu olan ordusundan önce art niyetli haberlere ve kişilere inanmayı tercih eden insanların Türkiye’de varoluşu. Yapılan hataların gündeme taşınmasından rahatsızlık duymayız.

 

Bu süreçte zaman zaman ‘medya TSK’nın yanında mı karşısında mı’ sorusunu aklımızdan geçirmek bizim için acı bir deneyim. TSK’ya karşı asimetrik, psikolojik harekat yürütüldüğünü ifade etmiştim. TSK, kendisine karşı yürütülen bu psikolojik harekatta zorlanmıştır, bu bir gerçektir. Çünkü ortada büyük bir eşitsizlik söz konusu. Psikolojik harekatın en önemli aracı medya. TSK’nın kendine bağlı medyası yok. Silahlı Kuvvetler bütün faaliyetlerini yasalar çerçevesinde yürütmek zorunda.

 

Halkımız sağduyulu

 

Karşı tarafın maalesef ne yasalara, ne etik kurallara uyma zorunluluğu var. Kuralları olmayan bir dünyada mücadele etmek kuşkusuz zor. Asimetrik saldırıların asıl amacı Türk halkının TSK’ya duyduğu güveni zedelemek ve ordunun itibarına zarar vermek. Ancak, sağduyulu Türk halkı gerçekleri görmeye başladı.

 

Zor bir dönemde Genelkurmay Başkanlığı yaptım. Ama, hukuk içinde, başkalarının bizden yapmamızı istediği şeyleri değil, doğru olduğuna inandığımız şeyleri yaparak görevimi tamamlıyorum. TSK yaşamakta olduğu bu süreçten güçlü çıkar. Fırtınalı denizde gemisini en az hasarla karaya yanaştıran kaptanların tarihi başka, gemisini terkedenlerin tarihi başka yazılır.”

 

Sabah'ın haberi:

 

“"TÜRKİYE ETNİK FARKLILIKLARI NEDENİYLE AYRIŞMIŞ BİR ÜLKE DEĞİLDİR''

 

Genelkurmay Başkanlığı görevini devreden Orgeneral İlker Başbuğ, Türkiye'nin, bazılarının tüm çabalarına rağmen, özellikle etnik farklılıkları nedeniyle ayrışmış bir ülke olmadığını söyledi.

 

Genelkurmay Karargahı'nda düzenlenen devir teslim töreninde konuşan Başbuğ, Türkiye'nin bulunduğu jeopolitik konumu dikkate alarak, ''Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye'' vurgusunu yaptıklarını belirtti.

 

Güvenliğin 5 boyutuyla ilgili açıklamalarda bulunan Başbuğ, askeri boyutun yanı sıra devletlerin tanınması, hükümranlık haklarının korunması, istikrarlı ve hukuki bir yapıya sahip olunmasının ise politik boyut olduğunu ifade etti. Başbuğ, ''Ekonomik boyut; üretim, ticaret ve finans alanındaki ilişkiyle kaynaklara ulaşım ve ülkedeki refah seviyesinin artırılması ve adaletli gelir dağılımın sağlanmasıdır'' dedi.

 

Ortak milli kimliğe sahip olunmasının da güvenliğin sosyal boyutu olduğunu vurgulayan Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

''Türkiye, bazılarının tüm çabalarına rağmen, özellikle etnik farklılıkları nedeniyle ayrışmış bir ülke değildir. Vatandaşlarımızın güçlü ve derin bir ortak geçmişi ve ortak bir geleceği paylaştığını görmekteyiz. Buna rağmen, ortak paydaları olmayan ve herkesin kendi gereksinimlerini karşılamayı düşündüğü bir toplumun geleceğinin pek parlak olmayacağı da açıktır.

 

21. yüzyılda güvenliğin çevre boyutunun önemi de gittikçe artmaktadır. Bu, gelecek nesillere yönelik bir sorumluluktur.''

 

Güvenliğin bu beş boyutunun farklı özelliklere sahip olduğunu belirten Başbuğ, bu beş boyutun birbirine bağımlılığının gittikçe arttığı gerçeğinin farkında olunması gereğine işaret etti.

 

Başbuğ, ''Söz konusu gerçek, aynı zamanda bize diğer gerçeği de anlatmaktadır; ister simetrik ister asimetrik harekatta olsun, güvenliğin beş boyutunun beraber ve koordineli olarak kullanılmalarının zorunlu olması'' diye konuştu.

 

"BÜYÜK BİR EŞİTSİZLİK SÖZ KONUSUDUR''

 

Genelkurmay Başkanlığı görevini devreden Orgeneral İlker Başbuğ, Silahlı Kuvvetlerin, kendisine karşı yürütülen psikolojik harekatta zorlandığını, çünkü ortada büyük bir eşitsizliğin söz konusu olduğunu söyledi.

 

Orgeneral Başbuğ, ''Yaşadığımız ağır saldırılarla yıpranacağımızı düşünenler, Türk ordusunun da ülkesinin de zayıflayarak güçsüzleşeceğini düşünenler, bu toplumu, bu kurumu ve bu tarihi başkalarının gözüyle okuyanlar, başkalarının zihniyle düşünenlerdir'' dedi.

 

Genelkurmay Karargahı'nda düzenlenen devir teslim töreninde konuşan Orgeneral Başbuğ, daha önce ''Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı asimetrik psikolojik harekat yürütüldüğünü'' açıkça ifade ettiğini hatırlattı.

Bu mücadelede eşitsizliğin, tarafların sahip olduğu psikolojik harekat imkan ve kabiliyetinin seviyesi ve psikolojik harekat uygulamalarındaki kısıtlamalarla ilgili olduğuna işaret eden Başbuğ, ''Silahlı Kuvvetler, kendisine karşı yürütülen bu psikolojik harekatta zorlanmıştır. Bu bir gerçektir, çünkü ortada büyük bir eşitsizlik söz konusudur'' dedi.

 

Psikolojik harekatın en önemli aracının medya olduğunu, Silahlı Kuvvetlere bağlı bir medya bulunmadığını kaydeden Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı psikolojik harekatı yürütenlerin ise elinde üstün bir medya gücü bulunduğunu ifade etti.

 

Orgeneral Başbuğ, şunlara dikkati çekti:

 

''Silahlı Kuvvetler, bütün faaliyetlerini yasalar çerçevesinde yürütmek zorundadır. Bunun yanında etik kurallara da uymak mecburiyetindedir. Diğer tarafın maalesef ne yasalara ne de etik kurallara uymak zorunluluğu vardır. Sıkı kuralları olan bir dünyada yaşayıp, kuralları olmayan bir dünya ile mücadele etmek kuşkusuz ki zordur. Kurallar içinde kalma zorunluluğunun bu mücadeleyi zorlaştırdığı da açıktır.

Hem Silahlı Kuvvetlerin sık sık medya karşısında yer alması uygun değildir hem de çok olanaklı değildir. Diğer taraf ise her an medyadadır.

 

Silahlı Kuvvetlerin, kamuoyunu bilgilendirme konusunda zamanlamaya ilişkin sorunları, kısıtlamaları vardır. Doğru bilgi vermek için araştırma yapmak zorundasınız. Bilgilendirme de yasalara göre hareket etmek mecburiyetindedir. Yargıya intikal eden durumlarda, soruşturma safhasının gizliliğine uymak zorunludur. Bu geçen süreçte oluşturulan 'algının' değiştirilmesi ise o kadar kolay olmamaktadır. Dev ve komplike bir kurumda ve de konu ulusal güvenlik olduğunda medyanın talep ettiği hıza yetişmek ve bunu talep etmek gerçekçi midir?''

 

Medyanın geri kalanının ise kendisine ulaşan bilgi ve haberleri ''haberi doğrulama zahmetine katlanmadan'' kullanmasının psikolojik harekat faaliyetlerine bilerek veya bilmeyerek katkı sağlama anlamına geldiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu:

 

''Yargı sisteminde, soruşturmaların gizliliği çok önemlidir. Bu süreçte elde mevcut bilgi, belge ve ihbar mektuplarının medyaya sızdırılmasıyla; toplumda oluşturulmaya çalışılan 'algı', bu olayların doğru olduğu ve ismi yer alan kişilerin de suçlu olduğu yönünde olmaktadır. Maalesef, böylece mahkeme henüz karar vermeden, toplumda bir karar oluşturulması hedeflenmektedir. Bu tam anlamıyla bir psikolojik harekat faaliyetidir.

 

Yargı sisteminde, illegal olarak elde edilen dinleme ve görüntülerin delil olarak kabul edilmesi uygun görülmese de bunların bazen kabul edildiğini de görmekteyiz. Böyle olmasa bile, elde edilen bu dinleme ve görüntülerle büyük çapta psikolojik harekat yürütülmekte, çoğu zaman da bunları yapanlar bulunamamaktadır.''

 

''GERÇEKLER YERİNE ALGILAR''

 

Orgeneral Başbuğ, psikolojik harekatta ''gerçekler'' yerine oluşturulan ''algılar''ın önemli olduğunu vurgulayarak, soruşturmaya konu olan bir belge ve Poyrazköy'deki kazılara ilişkin daha önceki açıklamalarını hatırlattı.

 

''Türk ordusunda komutan olmak ağzımızdan çıkan her sözün, her sözcüğün bin kez düşünülerek sarf edilmesini zorunlu kılar. Biz bu gerçeği hiç unutmayız'' diyen Orgeneral Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Yürütülmekte olan bu psikolojik harekatın asıl amacının, Türk halkının Türk Silahlı Kuvvetlerine duyduğu güven duygusunu zedelemek ve ordunun itibarına zarar vermek olduğu açıktır. Ancak sağduyulu Türk halkı gerçekleri görmeye başlamıştır. Yürütülmekte olan bu karşı faaliyetlere de artık pek itibar etmemektedir.

 

Son yıllarda yaşadığımız ağır saldırılarla yıpranacağımızı düşünenler, Türk ordusunun da ülkesinin de zayıflayarak güçsüzleşeceğini düşünenler, bu toplumu, bu kurumu ve bu tarihi başkalarının gözüyle okuyanlar, başkalarının zihniyle düşünenlerdir. Böylesi büyük bir yanılgıdan dönülmediği sürece önümüzdeki günler de bir hayli zor geçebilir. Unutmayınız ki durum ve süreç ne olursa olsun sonunda kazanan Türk ordusu ve Türkiye Cumhuriyeti olur. Bu şüphesizdir. Bizim isteğimiz bu gerçeğin bir an önce fark edilmesidir. Türk ordusunun yıpranacağını düşünerek bu yönde çaba harcayanlardan daha acıklı olan ise bu yıpranmadan medet umanların varlığıdır.''

 

Yaşadıkları süreçte, tüm baskılar karşısında sakinlik ve soğukkanlılıklarını hayretle karşılayan herkese ''Türk Ordusunun mizacında baskıya direncin önemli yeri olduğunu'' hatırlattığını anlatan Orgeneral Başbuğ, ''Bizler sorumlu devlet adamları olarak yetiştiriliriz. Zaman zaman umutsuzluğa kapılanlara Mustafa Kemal'in daha zorlu günlerde hiç umutsuzluğa kapılmadığını da hatırlattım. Yoğunlaşmamız gereken başka konular varken bu tür telkinleri yapmak zorunda bırakılmak, sanırım bu salonda bulunan ve bulunmayan herkesin düşünmesi gereken konular olsa gerek'' şeklinde konuştu.

 

YARGI ALANINDA YAŞANAN OLAYLAR

 

Yargı alanında son zamanlarda yaşanılan bazı olayların zihinlerindeki ''hukuk olgusunu'' bulanıklaştırmaya başladığının görülmesi gerektiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, buna müsaade edilmemesinin önemine işaret etti.

 

Soruşturmaların gizliliği, masumiyet karinesine ve adil yargılama hakkına azami özen gösterilmesi, uzun tutuklama halinin adeta cezaya dönüştürülmemesi, soruşturmalarda ve iddianamelerde gizli tanıkların büyük rol oynaması konuları üzerinde yetkili makamların özenle duracağına inandığını belirten Orgeneral Başbuğ, ''Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 250'nci maddesi gereğince kurulan özel mahkemelerin yetki ve sorumluluklarının acilen ele alınmasının gerekliliğine inanmaktayım'' dedi.

 

Zor bir dönemde Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüttüğünü dile getiren Orgeneral Başbuğ, ''Bu zor dönemde, hukuk içinde kalarak ve başkalarının bizden yapmamızı istediği şeyleri değil, doğru olduğuna inandığımız şeyleri yapmaya çalışarak görevimi tamamlıyorum'' diye konuştu.

 

Silahlı Kuvvetlerin yaşadığı bu zor dönemin bir tesadüf olduğunu düşünmediğini kaydeden Orgeneral Başbuğ, ''Ocak 2008'de birileri; 'Bazılarına göre 2008 yılının Şura'dan sonraki ilk altı ayı hazırlık evresi, 2009 yılının ilk çeyreğinden sonraki en uygun takvimde eylem zamanı' diye yazabiliyor ve siz de 2009 yılının ikinci yarısından sonra, gittikçe artan sorunlarla karşılıyorsanız, bu durum ve yaşananlar tesadüf değildir'' şeklinde konuştu.

 

''Zamanın her şeyi açığa çıkaracağına'' olan inancını dile getiren Orgeneral Başbuğ, ''Türk Silahlı Kuvvetleri yaşamakta olduğu bu süreçten daha güçlü olarak çıkacaktır. Fırtınalı denizde gemisini en az hasarla karaya yanaştıran kaptanların tarihi başka, gemisini terk edenlerin tarihi başka yazılır'' dedi.

 

"TÜRKİYE LİDER BİR ÜLKEDİR''

 

Genelkurmay Başkanlığı görevini devreden Orgeneral İlker Başbuğ, ''Unutulmamalı ki Türkiye'yi bulunduğu bölgede farklı ve güçlü bir konuma getiren özellikle laik ve demokratik bir ülke olmasıdır. Türkiye laik yapısı ve çağdaşlaşma hedefiyle, yüzyılı aşan demokrasi kültürüyle, dinamizmiyle bölgesinde benzeri olmayan lider bir ülkedir'' dedi.

 

Genelkurmay Karargahı'nda düzenlenen devir teslim töreninde konuşan Başbuğ, Silahlı Kuvvetlerin, caydırıcılık niteliklerini geliştirerek, iç ve dış güvenliğe yönelik tehdit ve riskleri dikkate alarak ve modernize edilerek, gelişmeyi öngören yapılanma modelini kullanmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.

 

Son yıllarda modernizasyon alanlarında dev adımlar atıldığını belirten Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kolordu çapında bir kuvveti, çok kısa bir ikaz süresi içerisinde, müşterek bir harekat için görevlendirebildiğini, bir tugay büyüklüğündeki bir gücü, gece ve gündüz havadan hücum indirmesiyle uzak mesafelerdeki hedeflere kısa sürede intikal ettirebildiğini anlattı.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin envanterindeki tank taşıyıcıları ile aynı anda bir zırhlı tugay çapındaki bir birliği, bir yerden başka bir yere nakletme imkan ve kabiliyetinde olduğunu ifade eden Başbuğ, şöyle konuştu:

 

''Başta terörle mücadele olmak üzere, zor arazi ve iklim koşullarında muharebe etme yeteneğini güçlendirmek maksadıyla mevcut 6 Komando Tugayının muharip personelinin tamamı profesyonel hale getirilmiştir. Terörle mücadelede hava gücünün, taarruz helikopterlerinin etkin bir şekilde kullanılması ve topçu desteğinin sağlanması konularında ciddi mesafeler kat edilmiştir. Bugüne kadar icra edilen bu tür faaliyetlerde tek bir sivil zayiatın olmaması, bu alanda ulaşılan seviyenin bir başka ifadesidir. Türk Silahlı Kuvvetleri sahip olduğu gece muharebe edebilme yeteneği bakımından dünyanın önde gelen ordularından biri haline gelmiştir. Tüm muharip hava vasıtalarını kullanan pilotlarımız gece görüş imkan kabiliyetine sahiptir. Milli imkanlarla geliştirilen gemi (MİLGEM), hücumbot (KILIÇ-2), komuta kontrol ve silah sistemleri (GENESİS) projeleriyle Türk Donanmasının dünyanın her denizinde bulunmaya ve harekat icra etmeye muktedir hale getirilmesine önemli katkı sağlanmıştır. Denizaltı harbi kapsamında hayata geçirilen ve devam eden projelerle bu alandaki yeteneklerimiz önemli ölçüde artacaktır. Uçaklarımız havada yakıt ikmal kabiliyeti ile uzak mesafelerde tatbikat icra edip yurda dönebilmekte, Atlantik'i aşıp Amerika Birleşik Devletleri'ne gidebilmektedir.''

 

Başbuğ, Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Bir ordunun kıymeti, zabitan heyetinin kudreti ile ölçülür'' veciz ifadesinden hareket ederek özellikle üst seviyedeki subayların eğitim ve öğretimine daha da önem verdiklerini söyledi.

 

Başbuğ, yarının komuta kademelerinde görev alacak bu subayların, profesyonel askeri eğitimin yanında, güvenlik konularına ilişkin alanlarda da öğrenim görmelerinin, bugünün şartlarında zorunlu olduğunu belirterek, ''Çünkü günümüzde sorunlar tek başına askeri güçle tam olarak çözülemeyecek kadar karmaşıktır'' dedi.

 

Türk askerlerinin vatan, görev ve şeref için yaşadığını anlatan Başbuğ, ''Vatan, görev ve şeref atamızın bizlere kutsal mirasıdır. Bizler Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun bir devrim olduğu bilincinden hiç sapmadık, sapmayacağız. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi ise ulus-devlet, üniter-devlet ve laik-devlet temeline dayanmaktadır. Bu devrimi Cumhuriyetimizin kurucusu Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğindeki kadro gerçekleştirmiştir. Devrimin asıl amacı ise bir ulus-devletin yaratılmasıdır'' diye konuştu.

 

''...DİNAMİZMİYLE BÖLGESİNDE BENZERİ OLMAYAN LİDER BİR ÜLKE''

 

''Türkiye'yi bulunduğu bölgede farklı ve güçlü bir konuma getiren özellikle laik ve demokratik bir ülke olmasıdır'' diyen Başbuğ, şöyle devam etti:

 

''Türkiye laik yapısı ve çağdaşlaşma hedefiyle, yüzyılı aşan demokrasi kültürüyle, dinamizmiyle bölgesinde benzeri olmayan lider bir ülkedir. Elbette, Türk Silahlı Kuvvetleri, Cumhuriyetin temel niteliklerinden birini oluşturan demokrasi rejimine bağlıdır ve saygılıdır. Aksi düşünülemez. Türkiye'de, Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne kadar, laiklik karşıtı hareketlerle de çok çeşitli düzeylerde karşılaşılmıştır. Bu durum farklı dönemlerde, farklı boyutlarda ve şekillerde ortaya çıkabilir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine ve Cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkmak ve korumak, her Türk vatandaşının bir sorumluluğu olduğu gibi, sizlerin de bir sorumluluğudur. Yolunuzu aydınlatacak ve size her zaman rehber olacak ışık 'Atatürkçü Düşünce Sistemi'dir. Atatürkçü Düşünce Sistemi, ne yapılmasını anlatan bir ideoloji değildir. Akla ve bilime dayanarak nasıl karar verileceğini gösteren bir dünya görüşüdür.''

 

Hayatın bir bitişler ve başlangıçlar zincirinden oluştuğunu dile getiren Başbuğ, ''Önemli olan bu zincirde kendimizden kaynaklanan, pişmanlıklara yer olmamasıdır'' dedi.

 

Geriye dönüp baktığı zaman kendi kararlarıyla ilgili pişmanlığı olmayan bir hayat sürdüğünü gördüğünü belirten Başbuğ, şunları söyledi:

 

''Çünkü koşullar içinde yapılabileceklerin hepsini yaptığıma silah arkadaşlarım şahittir. Kendi adıma iç huzura ve iç rahatlığına sahip olarak görevimi bırakırken, aynı huzur ve rahatlığı ülkenin gelecek günleri için de diliyorum.

 

Görevimi büyük bir iç rahatlığı ve güvenle devrettiğim değerli silah arkadaşım, yeni Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Işık Koşaner, dünyanın en güçlü ve saygın ordularından birinin, bir tarih yaratan, ülke kuran ordusunun komutanısınız. Bu aziz görevin sorumluluğunu büyük bir onurla ve başarıyla taşıyacağınızdan eminim. Yeni görevinizin ülkemize ve size hayırlı olmasını dilerim.”

 

 

Milliyet’in haberi:

 

“Genelkurmay Başkanlığı görevini dün Orgeneral Işık Koşaner’e devreden Orgeneral İlker Başbuğ  konuşmasında, şu mesajları verdi:

ZAMAN HERŞEYİ AÇIĞA ÇIKARIR: Zor bir dönemde Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüttüğüm doğrudur. Bu zor dönemin bir tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Eğer Ocak 2008’de birileri ‘Bazılarına göre 2008 yılının Şura’dan sonraki ilk altı ay hazırlık evresi, 2009 yılından ilk çeyreğinden sonraki en uygun takvimde eylem zamanı’ diye yazabiliyor ve siz de 2009 yılının ikinci yarısından sonra, gittikçe artan sorunlarla karşılaşıyorsanız, bu durum ve yaşananlar tesadüf değildir. Zaman her şeyi açığa çıkarır.

PSİKOLOJİK HAREKAT:  TSK’ya karşı asimetrik psikolojik harekatı yürütenlerin elinde üstün bir medya gücü bulunmaktadır. 

RAHATSIZ EDİYOR: TSK, demokrasi rejimine bağlıdır. Hal böyleyken, geçmişte yaşananları sık sık gündeme getirmenin, toplumu huzursuz ve TSK personelini rahatsız ettiğini düşünmekteyiz.

TSK’NIN VEREMEYECEĞİ HESAP YOKTUR: İç güvenlik harekatının icrasında ortaya atılan iddialara ilişkin TSK’nın veremeyeceği hiçbir hesap yoktur. Düşündürücü olan ordusundan önce, art niyetli haber ve kişilere inanmayı tercih eden insanların Türkiye’de varoluşudur.

PİŞMAN DEĞİLİM:  Geriye dönüp baktığımda kendi kararlarımla ilgili pişmanlığı olmayan bir hayat sürdüğümü görüyorum. Koşullar içinde yapabileceklerin hepsini yaptığıma silah arkadaşlarım şahittir.

 

Göz yaşlarına hâkim olamadı

 

Başbuğ, konuşması sırasında duygu yüklü anlar da yaşadı. Başbuğ, “Özellikle iki yıllık Genelkurmay Başkanlığı döneminin tüm zor anlarında, daima yanımda durarak büyük desteğim olan ve her zaman ülkesini her şeyin üstünde tutam eşime ve benim çocuklarım olduğu  için kendileriyle daima gurur duyduğum kızım ve oğluma huzurlarınızda teşekkür ediyorum” dediği sırada gözyaşlarına hakim olamadı. Bu sözler üzerine bütün salon ayağa kalkarak, Başbuğ’u uzun süre alkışladı.”

 
 
Facebook'ta Paylaş
 
 
 
 
Facebook'ta Paylaş
 
 
Yorum Yaz
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Arkadaşlarına Gönder | Yorum Yaz Yorum Yaz | Facebook'ta Paylaş |

Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

deepkulis [ 29-Ağustos-2010, 23:48 ]
İlker Başbuğ her zamanki gibi onurlu bir davranış gösterdi ve AKP ve yandaşlarının vereceği MADALYAYI elinin tersiyle itti. Türk Ordusu'na saldıranların elinden MADALYA alacak değildi ya..!
Daha da onurlu hareketi ise devletini düşünüp AKP nin elinden alınacak bir madalyayı reddettiğini gizlemesi oldu.
Yandaş medya da tutturmuş "vermediler" diye vuvuzela gibi ötüyor.

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Güncel

En Çok Okunan Haberler

İletişim | Yazar Girişi | Kullanım Şartları ve Gizlilik | Sitene Ekle |