fikriyet
  Anasayfa | Resimler | Videolar | Yazar Ol | Yazar Girişi | Gönder | Facebook'ta Paylaş | adresi kaydet  Adresi Kaydet | Arama | RSS RSS

KATEGORİLER

  | kapat

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Mehmet Şevket Eygi'nin Allah cezanızı versin yazısı

Kategori  Kategori: Güncel Yorumlar  Yorum Sayısı : 0 Tarih  Tarih : 24-Ekim-2012, 15:53   : 10317
fikriyet
Yazar: fikriyet
Mehmet Şevket Eygi'nin Allah cezanızı versin yazısı

Mehmet Şevket Eygi'nin -Allah belanızı versin- şeklinde popüler olan Milli Gazete'deki 07 Ağustos 2010 tarihli köşe yazısı yayından kaldırılmış. Eygi'nin çok okunan bu yazısı internette popüler olmuştu. Yazıda gözüken başlık ise -Allah Cezanızı Versin!..-

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mehmet Şevket Eygi’nin “Allah belanızı versin” şeklinde popüler olan Milli Gazete’deki 07 Ağustos 2010 tarihli köşe yazısı yayından kaldırılmış. Eygi’nin çok okunan bu yazısı internette popüler olmuştu. Yazıda gözüken başlık ise “Allah Cezanızı Versin!..”

 

Yazıyı archive.org sitesinden bulduk ve aşağıya ekledik. Mehmet Şevket Eygi’nin o günkü yazısı aslında üç bölüm. İlk iki bölüm arasında bir bağlantı göze çarpıyor…! Yazıya sayfanın altındaki linklerden ulaşabilirsiniz.

 

Yazıda geçen koyu paragraf; Kurtuluş Savaşı’ndan sonra dinde yenilik yapmak istenildiği, yeni bir din anlayışının getirilmek istendiği, yeni meal ve tefsir hazırlatma çalışmalarının yapılmak istendiği ve sonrasında dini yönden büyük değişikliklerin yaşandığı sıralarda söylenmiş.

 

Tarihin her döneminde ortaya çıkan; dini değiştirmek isteyenler, din tahripçileri, din reformcuları, ılımlı İslamcılar, hoşgörü ve diyalog ideolojisinin sahipleri, Eygi’nin yazısının altına eklediğimiz kısmı dikkatli okumalı..!

 

İşte o yazı:

 

Cumhuriyet yeni kurulmuş... Bütün memleket yangın yeri... Sefalet diz boyu... Korkunç bir çöküntü var... Ankara'da tren istasyonuna bağlı binalardan birinde iki önemli paşa konuşuyor. Konu: Memleket iktisadî, ticarî, mâlî bakımdan nasıl kalkınacak?

 

Bu konuda, oradaki iki paşadan en güçlüsü, muhatabı diğer paşaya şu çare ve çözümü söyler. Ergenekoncuların havaya uçurduğu gazeteci Uğur Mumcu bu sözleri Cumhuriyet gazetesinde yayınlamıştır.

 

Birlikte okuyalım:

 

"Dini ve namusu olanlar kazanamazlar!.. Fakir kalmaya mahkumdurlar... Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir.Bunun için, önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur."

 

Böyle bir kalkınma ve zenginleşme metodunun dine ve namusa aykırı olduğunu zaten teklif sahibi paşa da kabul ediyor... Peki hukuka, bilgeliğe ve ahlaka uygun mudur?

 

Ne gariptir ki, bazı siyasal İslamcılar da paşanın bu görüşünü benimsemiş ve uygulamaya koymuş bulunuyorlar.

 

İslam dini ile böyle bir görüş bağdaşır mı? Böyle bir görüş İslamın temel farzlarından olan istikametle (doğruluk ve dürüstlükle) bağdaşır mı?

 

Bizim gibi bir doğu ve Asya ülkesi olan Japonya böyle mi kalkındı ve en olumsuz şartlar ve imkansızlıklar içinde dünyanın ikinci sanayi ve ticaret ülkesi haline bu metodla mı geldi?

 

Güney Kore, Tayvan, Almanya böyle mi kalkındı?

 

Batı'nın 19'uncu asırdaki büyük sanayi hamlesini, iktisadi kalkınmasını, zenginliğini dindar püriten Protestanlar gerçekleştirmedi mi?

 

Lehte veya aleyhte görüş ve re'y beyan edebiliriz ama bir tek gerçeği inkar edemeyiz. Yukarıda metnini verdiğim kısa paragraftaki zenginleşme ve kalkınma çare ve çözümü bugünkü Türkiye'de geçerlidir, hayata uygulanmaktadır.

 

* (İkinci yazı)

 

Allah Cezanızı Versin!..

İSLAMCILIĞIN cıcığını çıkarttınız, Allah belânızı versin!.. Ben çoğunuzun o eski mücahitlik günlerini bilirim, ne nutuklar atıyor, mangallarda kül bırakmıyordunuz. Sonra mücahitlik postunu çıkardınız müteahhit oldunuz.

 

Müslümansan, hangi meşreb ve mezhepten olursan ol, mutlaka doğru ve dürüst olmak zorundasın. Siz yıllar var ki, doğruluk şişesini taşa vurup paramparça ettiniz. Allah bin kere belânızı versin!

 

Namaz kılıyor, günde onlarca defa Allah'tan sirat-ı müstaqime (doğru yola) kılavuzlamasını lisan ile niyaz ediyorsunuz ve hayatta tam tersini yapıyorsunuz.

 

Bre uğursuzlar!..

 

İslam'da devlet ve belediye bütçelerini hortumlamak var mıdır?

 

Rüşvet almak var mıdır?

 

Haram yemek var mıdır?

 

Her türlü emanete hıyanet etmek var mıdır?

 

Yalan söylemek, halkı aldatmak var mıdır?

 

Arsa ve arazileri yapılaşmaya açarak, binalara fazla kat çıkma izni sağlayarak haram komisyonlar almak var mıdır?

 

İhalelere fesat karıştırmak var mıdır?

 

Haram yollarla süper zengin olmak var mıdır?

 

Size beddua ediyorum. Allah belanızı versin!.. İki yakanız bir araya gelmesin!.. Haram servetlerinizi huzur içinde yiyemeyin emi!..

 

Müslümanların yüzünü kara çıkarttınız... Başınız belâdan kurtulmasın.

----------------------------

 

Mehmet Şevket Eygi’nin üstteki yazısında geçen koyu paragraf, Kazım Karabekir Paşa ile Mustafa Kemal Atatürk arasında geçiyor. Uğur Mumcu’nun “Kazım Karabekir anlatıyor” isimli kitabında konu geniş olarak anlatılıyor.

Aşağıdaki kısmı din tahripçileri, din reformcuları, ılımlı İslamcılar, hoşgörü ve diyalog ideolojisinin sahipleri, kafasına göre yeni meal tefsir yazmak isteyenler iyi okusun..!

Kazım Karabekir Paşa anlatıyor:

 

“10 Temmuz 1923’te Ankara istasyonundaki Kalem-i Mahsus binasında fırka nizamnamesini müzakereden sonra Gazi ile yalnız kalarak hasbıhallere başlamıştık.

-Dini ve ahlakı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar, dediler.

Kendisini hilafet ve saltanat makamına layık gören ve bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla latife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen M. Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce şu izahatı verdi:

-Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.

Gazi’ye şu mütalaamı söyledim:

-Nereden, ne maksatla geldiği bilinmeyen ve üzerinde kendi milli kudretimizle işlenmeyen fikirler milli bünyemizi sarsar. Tanzimat’ın da bu surette kurbanı olduk.

Söyleşi başlamıştır. Karabekir İslamlığın gelişmeye engel olduğu yolundaki düşüncelerin Avrupalı diplomatlar tarafından ortaya atıldığını söyler. Bu yorumunun tartışabileceğini de anlatır.

… Münakaşaya tahammülü olmayan bir mesele varsa o da din değiştirme gayretidir. Bence İslam kalırsak mahvolmayız. Bilâkis yaşarız, hem de yakın tarihlerdeki misalleri gibi itibar görerek yaşarız. Fakat din değiştirme oyunu ile birliğimizi ve salabetimizi kırarak bizi mahvedebilirler.”

Tartışmaya Fethi Okyar da katılır Okyar, Karabekir’in

-“mütehakkim bir eda” diye tanımladığı biçimde şunları söyler:

“Evet Karabekir, Türkler İslamlığı kabul ettiklerinden böyle geri kaldılar ve İslam kaldıkça da bu halde kalmaya mahkûmlar.”

Karabekir bu tartışmanın nasıl sonuçlandığını anılarında şöyle anlatır:

“Gazi riyaset yerinde. Fethi Bey onun solundaydı. Ben de kapıdan girince hemen onun soluna oturmuştum. Fethi kapıdan girince hemen onun soluna oturmuştum. Fethi Bey, son olarak bana kesin cevap verince ben de başımı sağa çevirerek ona ve aynı zamanda Gazi’ye hitaba başladım.

Önce Türklerin İslam dinini kabul etmeleri sayesindedir ki, Bizans İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdıklarını ve bize bugünkü hâkim vaziyeti verdiklerini, aksi halde Bizans medeniyeti ve dini içinde Kayseri Rumları halinde kalacağımızı anlattım.

Sonra da:

Bu bayağı fikri şiddetle reddederim. Geri kalmaklığımıza amil olan şey bir değildir. Fütuhatlık, temsil kudretini göstermemek, Avrupa’nın ilim ve fen cephesiyle temassızlık gibi mühim sebeplerdir. Aynı yanlışlıkları yapan Hıristiyan devletlerinin de yıkılıp gittiğini bilmez değilsiniz. Bu zelzelenin haklı sebeplerini araştırmayıp onu gülünç bir sebebe bağlamak kadar bu (İslamlık terakkiye manidir) fikrini garip buluyorum.”

İsmet Paşa, Macarlar ve Bulgarlar, aynı saflarda İtilaf Devletleri’ne karşı harp ettikleri ve mağlup oldukları halde istiklallerini muhafaza etmiş olmaları Hıristiyan olduklarından, bize istiklal verilmemesi de İslam olduğumuzdan ileri geldiğini, bugün kendi kuvvetimizle yıllarca uğraşarak kurtulduksa da İslam kaldıkça müstemlekeci devletlerin ve bu arada bilhassa İngilizlerin daima aleyhimizde olacaklarını ve istiklalimizin de daima tehlikede kalacağını bana anlattı.

Ben de bu fikre iştirak etmediğimi şu mütalaalarıma dayanarak söyledim:

Böyle bir fikrin doğuracağı hareket milletin başına yeniden daha korkunç ve daha meşum bir istibdat idaresi getirecektir. Daha kazanamadığımız milli neşe kaçacak, birçok emekle kurulan milli birliğimiz de bozulacaktır. Biz içeride birbirimizi boğarken bize bu kurtuluş yolunu gösteren politikacılar da (Türkler Hıristiyan oldular) diye bütün İslam âlemini bizden nefret ettireceklerdir. Bu suretle bizi tedip etmek için İslam âlemi ruhlarında isyan duyacaklardır. Artık İtilaf Devletleri Yunan ve Ermeni kuvvetleriyle başaramadıkları emellerini, İslam ordularını ve hele Arapları, (salli ala Muhammed) diye üzerimize saldırtmakla istihsale kalkışacaklardır.

Sultan Mahmut devrinde (Türkler Hıristiyan oluyor) diye Arap ordularını Anadolu içlerine sevk eden ve orduları idare eden Fransızlar değil miydi? Türk donanmasını ifsat eden ve Mısır’a teslimine sebep olan politika aynı oyun değil miydi? Öteden beri bir taraftan hükümete (Avrupalı olun, Garp hayatını aynen alın, başka kurtuluşunuz yoktur) derler. Diğer taraftan da attığımız adımları teşvik ederler ve İslam âleminde de (Türkler Hıristiyan oluyor) diye aleyhimizde nefret uyandırırlar.”

“Onların her şeylerini tahrip ettik, felsefeleri, dinleri mahvoldu, artık hiçbir şeye inanmıyorlar, derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için olgun bir hale geldiler…”

 

NOT:

Yukarıdaki paragraflar Uğur Mumcu’nun “Kazım Karabekir anlatıyor” isimli kitabından derlenerek hazırlanan http://www.canmehmet.com/?p=2035 adresinden alınmıştır.

-Lovis Massignon-Oryantalizm, Edward SAİD, syf 446.

-Kazım Karabekir anlatıyor, Uğur Mumcu, 25. Baskı: Aralık 2009, Ankara, Syf: 75-

-Kazım Karabekir’in kitaplarının bir kısmı için tıklayın

Mehmet Şevket Eygi’nin arşivdeki yazısı için tıklayın

Mehmet Şevket Eygi’nin arşivdeki yazısının resmi için tıklayın

 
turgut özal ölmeden önceki konuşması video tam metin
 
diyanet vakfı skandal yarışma bilim fen
 
 
 
 
Facebook'ta Paylaş
 
 
Yorum Yaz
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Arkadaşlarına Gönder | Yorum Yaz Yorum Yaz | Facebook'ta Paylaş |

Güncel

En Çok Okunan Haberler

İletişim | Yazar Girişi | Kullanım Şartları ve Gizlilik | Sitene Ekle |